Bu Çocuk Neden Ders Çalışmıyor Ya hu?

Dünya değişiyor… Tabi ki Türkiye de bu değişime hızlı bir şekilde ayak uyduruyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında halk temel ihtiyaçlarını karşılamanın mücadelesini veriyordu.

Bunlar öyle mücadelelerdi ki eldekilerin çok çeşitli amaçlarda kullanarak değerlendirmek için adeta beyin fırtınası yapılıyordu. Bir eşyayı, örneğin; bir ayakkabıyı defalarca tamir edilip giyiliyor, iyice eskiyince saklanırdı ki her hangi bir parçası bir sonraki eski ayakkabı tamirinde işe yarasın.

İnsanın bu sıkıntılı zamanlarda sosyal problemlere çok çeşitli açılardan bakabilmesi, empati kurma becerimizi geliştirerek içimizdeki potansiyel enerjinin açığa çıkmasını sağlımış ve böylece bu enerji, üretkenliğini artırarak yaralara merhem olmuştur. Bu millet her sıkıntıyı fırsatlara dönüştürmeyi başarmıştır.

İhtiyaçlarını gidermek için hiç bir mücadele vermeyen, her istediği anında fazlasıyla yerine getirilen gençliğimiz; teknolojik gelişmeler ile birlikte mücadele ruhunu ve motivasyonunu kaybetmiş durumdadır.

Geçtiğimiz yıllarda ülkemize gelen Japon sosyal bilimler araştırmacısı, gençlerimiz üzerinde yaptığı araştırma sonucunda hayretler içinde kalmıştır. Zira kendisi tarihimizi çok iyi araştırarak bizim ne kadar mücadeleci olduğumuzu biliyordu. Milletimiz şöyle bir ruhunun derinliklerinden gelen bir duyguyla ‘‘Çanakkale Geçilmez’’ dediğini ve bu enerji, yerdekileri, göktekileri yanına aldığını ve Çanakkale’nin geçilmediğini biliyordu. Bizdeki bu enerji İstanbul’un fethinde de gemileri karadan yürüttüğünü biliyordu ancak; şimdiki Türk gençlerinde aynı enerjinin, mücadele ruhunun olmadığını fark etmişti.

Anlattığına göre kendi ülkesinde ilkokul çağına gelen çocuklara ilk olarak

1945’te Amerika’nın Hiroşima’ya attığı bomba neticesinde yetmiş bin Japon hemen oracıkta hayatını kaybettiğini on binlerce Japon bebelerin de radyasyon nedeniyle sakat kaldığını ve bu sakat kalan çocukların da bazılarını orada onlara gösteriyoruz.

Çocuklara şunları söylüyoruz;

Ey kahraman Japon çocuğu! Sen çalışmaz isen bir gün namert eller gelir seni, ananı- babanı böyle öldürür, kardeşini de sakat bırakır.

Japonya’nın size ihtiyacı var.

Aynı araştırmacı konuşmasının devamında şunları söylemekte;

Sonra çocukları alıyoruz teknoloji harikası Seto Haksi Köprü’süne(1988) götürüyoruz.

O büyüleyici ihtişamı, çocukların iliklerine kadar hissettirerek şunu söylüyoruz:

Eğer kendinize bir hedef belirleyip bunu zihnen yaşayıp bu hedefe ulaşmak için sistemli ve planlı çalışırsanız böyle Japon harikalarına daha da gelişmiş yenilerini eklersiniz.

Biliyoruz ki bir Japon evladı Hiroşima benzeri bir facianın yaşanmasına asla izin vermez diyoruz, çünkü; biz çocuklarımıza okulda ve hayatta başarılı olmaları için çok güçlü bir sebep ortaya koyuyoruz. ifade ediyor.

Biz Türk milleti olarak motivasyon kaynaklarımızla (Çanakkale, İstanbul’un Fethi, Kurtuluş Savaşı) çocuklarımızı yeterince beslemiyoruz. Onlara yeterince sorumluluk vermiyoruz. Onların yerine biz kaygılanıyoruz. Çocuğumuz istediği notu alamayınca biz üzülüyoruz. çocuğumuz okula mı gidecek çantasını biz hazırlıyoruz.

Biz çocuğumuza yemek yemesi gerektiğini biz söylüyoruz, belki yemek yemeyi akıl edemez, ne kadar yemesi gerektiğini biz söylüyoruz o doyduğunu anlayamaz, ne zaman ne kadar ders çalışması gerektiğini biz söylüyoruz vb. adeta emir komuta ile doğruları çocuğumuza biz sunuyoruz. Acı olmayınca kazanç da olmuyor, makul kaygıda olmuyor

Çocuğun ders çalışma motivasyonunu artırmak için veliler şu sorunun cevabını bulmak için alternatifler geliştirmeli. Çocuğum ders çalışmayı eğlenceli hale getirmesinde ben çocuğuma tam olarak nasıl yardımcı olurum?

Çocuğun ders çalışma eylemini sevdirmek için ona doğru zamanda ve doğru şekilde dokunmak gerekir. Örneğin; Çocuk TV’de cok sevdiği bir şeyi izlerken annesi gelip “Sen ne zaman ders çalışacaksın? Saat kaça geldi sen hala ders çalışacaksın’’ deyip televizyonu kapatsa ve ‘’Çabuk odana git’’ demesiyle çocuk odasında ders çalışacağını mı düşünüyorsunuz? Bence ‘hayır’ televizyon izleyememekten kaynaklanan tüm negatif duygular ders çalışma eylemine yüklenecektir. Ders çalışma denildiğinde bilinçaltı, annenin çat diye televizyonu kapatması olarak algılayacak o andaki negatif duyguları çocuk yeniden yaşayacak ve ders çalışma okula gitme kitap okumayı çok sıkıcı bir eylem olarak görecektir. İnsan sevmediğini hiç zevkle yapar mı ? Öyleyse tam olarak sevdirmenin yollarını düşünelim.

Mustafa KARAGÖZLÜ

Uzman Aile Danışmanı & Psikoterapist

Be Sociable, Share!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

× Destek Hattı